“Non-refoulement” İlkesinin Aşındırılması ve Legal Vacuums
Batı Balkan rotasında somutlaşan güvenlikleştirme pratikleri, sadece coğrafi bir tampon bölge yaratmakla kalmayıp, uluslararası mülteci hukukunun en temel emredici kuralı (jus cogens) olan “Non-refoulement” (Geri Gönderme Yasağı) ilkesini de sistematik bir aşınmaya maruz bırakmaktadır. 1951 Cenevre Sözleşmesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) uyarınca devletlerin, sığınma arayan bireyleri işkence, kötü muamele veya hayati tehlikeyle karşılaşacakları yerlere geri göndermeme yükümlülüğü mutlak bir sorumluluktur. Ancak sahadan elde edilen veriler, bu hukuki bariyerlerin hem fiziksel push-back (geri itme) vakalarıyla hem de “idari tecrit” mekanizmalarıyla de jure askıya alınmasa bile de facto işlevsiz kılındığını göstermektedir.
Hırvatistan, Sırbistan, Macaristan, Bosna, Arnavutluk polis bültenlerinde “kamu düzeni operasyonu” olarak sunulan ve ECRE gibi uluslararası hukuk otoriteleri tarafından “idari sürgün” olarak nitelendirilen kuzeyden güneye zorunlu relokasyon f.ex:(RTC Preševo) pratikleri, bu ihlal sarmalının ilk halkasıdır. Bireylerin rızası dışında, şeffaf bir hukuki denetimden ve itiraz mekanizmasından yoksun şekilde ülkenin en güney sınırına nakledilmesi, onların sığınma prosedürlerine erişimini fiziksel olarak imkânsız hale getirmektedir. Human Rights Watch (HRW) ve Amnesty International’ın da vurguladığı üzere, bu tür “gönüllü geri dönüş” kılıflı zorunlu transferler, sığınmacıların uluslararası hukukça tanınan yasal haklarını gasp eden sistematik bir hak ihlalidir.
Hukuki düzlemdeki en tehlikeli dönüşüm ise AB’nin sınır yönetimini üçüncü ülkelere devretme (externalization) stratejisinde ve Frontex’in bölgedeki yasal statüsünde ortaya çıkmaktadır. Hukukçuların ve hak savunucularının altını çizdiği üzere, AB üyesi ülkeler (örneğin Hırvatistan), kendi topraklarında gerçekleştirdiklerinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) nezdinde doğrudan ağır cezai müeyyidelerle karşılaşacakları geri itme ve orantısız şiddet eylemlerini, Frontex’in AB üyesi olmayan Bosna-Hersek ve Sırbistan ile imzaladığı Statü Anlaşmaları (Status Agreements) vasıtasıyla sınırın karşı tarafına ihale etmektedir. Böylece, AB sınır güvenliği fonlarıyla tahkim edilen baskı mekanizmaları, uluslararası hukukun denetim alanının dışına çıkarılarak bilinçli bir “hukuki gri alan” (legal black hole) yaratılmaktadır.

Bu kurumsal sorumluluktan kaçış stratejisine yönelik uluslararası baskıların bir sonucu olarak, Haziran 2026’da Frontex ile Bosna-Hersek Güvenlik Bakanlığı arasında bir “Şikayet Mekanizması Mutabakat Zaptı” (MoU) imzalanmıştır. Kağıt üzerinde sahada hak ihlaline uğrayan sığınmacılara resmi bir itiraz yolu açtığı iddia edilen bu mekanizma, Avrupa Ombudsmanı raporlarının da işaret ettiği kurumsal şeffaflık zafiyetini kapatmaya yetmemektedir. İnsan hakları savunucularının haklı olarak belirttiği gibi, dondurucu soğukta kıyafetleri yakılan, telefonları gasp edilen ve sınır dışı edilme korkusuyla orman derinliklerindeki (squat) illegal yerleşkelerde kaçak olarak yaşayan travmatize olmuş bir sığınmacının veya refakatsiz bir çocuğun, devlet koridorlarındaki bu bürokratik şikayet mekanizmasını fiilen kullanabilmesi eşyanın tabiatına aykırıdır.
Uluslararası hukukun en ağır darbe aldığı nokta ise Save the Children verileriyle belgelenen, refakatsiz çocuklara yönelik “sistematik yaş tahrifatı” ve “yetişkinleştirme” (adultification) politikasıdır. Sınır polislerinin, 15-17 yaş grubundaki sığınmacı çocukları resmi push-back evraklarına “18 yaş üstü” olarak kaydetmesi, uluslararası çocuk hakları sözleşmelerini arkadan dolanmak için üretilmiş bilinçli bir hukuki hiledir. Bu usulsüz işlem, en yüksek düzeyde korunması gereken kırılgan çocuk öznelerini, uluslararası hukukun sağladığı “çocuk koruma” (child protection) zırhından tek bir idari kararla mahrum bırakmaktadır.
Sonuç olarak, Batı Balkanlar’da yaşananlar sadece fiziki sınırların tahkim edilmesi değil; evrensel insan hakları normlarının, uluslararası sözleşmelerin ve insanlığın ortak hukuki kazanımlarının bizzat devletler ve uluslararası güvenlik ajansları eliyle bypass edilmesidir.